top of page
Adsız (30 x 60 cm).png

KALBİN EN BÜYÜK HASTALIĞI: GAFLET

 

İnsan, dünyada en çok kalbini kaybettiğini fark etmez.

Bir malını kaybetse günlerce arar.
Telefonunu kaybetse telaşa kapılır.
Fakat kalbinin Allah’tan uzaklaştığını çoğu zaman hissetmez bile.

İşte Kur’an’ın “gaflet” dediği hâl budur.

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Onlar, dünya hayatının görünen yüzünü bilirler; ahiretten ise tamamen gafildirler.”
(Rûm, 30/7)

Bir başka ayette ise:

“Allah’ı unutanlar gibi olmayın. Allah da onlara kendilerini unutturmuştur.”
(Haşr, 59/19)

Ne kadar düşündürücü…

İnsan Rabbini unuttuğunda, aslında en önce kendi hakikatini unutur.
Niçin yaratıldığını…
Nereye gittiğini…
Neyin peşinde koşması gerektiğini…

Kalp yaratılış itibarıyla Allah’ı tanımaya meyillidir. Fakat dünya sevgisi, hırs, öfke, kibir ve sürekli meşguliyet, kalbin üzerine perde üstüne perde indirir.

Resûlullah ﷺ şöyle buyurmuştur:

“Kul bir günah işlediğinde kalbinde siyah bir nokta meydana gelir. Eğer tevbe eder, vazgeçer ve Allah’tan bağışlanma dilerse kalbi temizlenir. Günaha devam ederse o siyahlık artar. İşte bu, Kur’an’da geçen ’kalplerinin pas tutması (rân)’dır.”
(Tirmizî, Tefsîr 83; İbn Mâce, Zühd 29. Hadis hasen-sahih kabul edilmiştir.)

Demek ki kalp bir anda kararmaz.

Her ihmal…
Her gaflet…
Her ertelenen tevbe…
Her kırılan gönül…
Her gösteriş…
Her kibir…

Kalpte küçük bir leke bırakır.

Sonra insan ibadet eder ama huzur bulamaz.
Kur’an okur ama etkilenmez.
Dua eder ama gözyaşı akmaz.

Çünkü problem ibadetin azlığından önce, kalbin üzerindeki perdelerdedir.

Büyük tâbiîlerden Hasan-ı Basrî şöyle demiştir:

“Kalbinizi sürekli yoklayın. Çünkü kalp, tencerenin kaynaması gibi hâlden hâle döner.”

Ne kadar derin bir uyarı…

Biz çoğu zaman davranışlarımızı kontrol ediyoruz; fakat kalbimizi kontrol etmeyi ihmal ediyoruz.

Kalbimde riya var mı?
Kibir büyüyor mu?
Kırgınlık birikiyor mu?
Allah’ı ne kadar hatırlıyorum?

İşte gerçek muhasebe budur.

Tasavvufun gayesi yeni bir din ortaya koymak değildir; Kur’an ve Sünnet’in istediği **“kalb-i selîm”**e ulaşma gayretidir.

Dil zikrederken kalp uyuyorsa, zikir henüz meyvesini vermemiştir.

Kalp uyandığında ise insan yalnız tesbih çekerken değil; yürürken, çalışırken, konuşurken bile Rabbinin huzurunda olduğunu hisseder.

İşte ihsan makamına giden yol buradan başlar.

Resûlullah ﷺ, Cebrâil Hadisi’nde ihsanı şöyle tarif etmiştir:

“Allah’a O’nu görüyormuş gibi kulluk etmendir. Sen O’nu görmesen de O seni mutlaka görmektedir.”
(Sahih-i Buhârî, Îmân 37; Sahih-i Müslim, Îmân 1.)

Kalbin uyanıklığı, bu şuuru hayatın her anına taşımaktır.

Bugün Kendimize Şu Soruyu Soralım

Bugün kaç defa Rabbimi gerçekten hatırladım?

Kaç ibadeti alışkanlıkla yaptım?

Kaç insanı kırdım?

Kaç gönlü tamir ettim?

Çünkü Allah, amellerimizin çokluğundan önce kalplerimize nazar eder.

Resûlullah ﷺ buyurmuştur:

“Şüphesiz Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz; fakat kalplerinize ve amellerinize bakar.”
(Sahih-i Müslim, Birr 34.)

Allah’ım…

Kalbimizi gafletten uyandır.

Bize Seni unutmayan bir gönül, Sana yönelen bir ruh, ihlasla atan bir kalp nasip eyle.

Kalplerimizi kin, kibir, riya ve dünya hırsından temizle.

Kur’an ile dirilen, zikirle huzur bulan, Resûlullah ﷺ’in sünnetiyle yaşayan kullarından eyle.

Âmin.

 

Aykut TOSUN / 22.07.2026

bottom of page