
MİRAÇ
Seherde perde kalkınca gönül gördü nûr-ı Yâr,
Ne gökte kaldı bir mesafe, ne yerde kaldı diyâr.
Vücüdumdan ezân yükseldi, titredi her bir cân,
"Hayye ale's-salâh" dedi, gözümde çağladı ummân.
Bir nidâ düştü içime, ne ses idi ne kelâm,
Sükût oldu tercümanı, gönül oldu mâh-ı tâm.
Benlik ile çıktım yola, benliksiz döndüm geri,
Bir "Ben" yandı secdede, bir "O" kapladı her yeri.
Ne aradım uzaklarda, ne semâlarda bir iz,
Gönlümün derinliğinde açıldı binlerce deniz.
Kâbe'yi taşta ararken gönül oldu kıblegâh,
Kıble döndü içime, içimde göründü İlâh.
Nice esrâr açıldı da dile gelmedi kelâm,
Çünkü bazı hakikatler söylenince olur harâm.
Bir damla yaş düştü yere, deryâlara oldu sebep,
Bir nefes "Hû" dediğinde çözüldü binlerce talep.
Ezan sustu, lâkin içimde dinmedi o nidâ,
Ses bitti, hâl konuştu: "Sen yok isen, vardır Hudâ."
Fecir doğdu, gece bitti; sır yine kaldı nihân,
Gören gözler uyandı, ağladı sessizce cân.
Ey gönül, bu sırrı söyleme; sükût ile eyle niyâz,
Kendinden geç Hakk'a er, vuslatın özüdür namâz.
Aykut TOSUN
17.08.2026
