top of page
Adsız (30 x 60 cm).png

Sadâkat Andı

Bu yol güle benzemez, dikenle sınar seni,
Her adımda kırar nefsin gizli saltanatını, kalpteki ben’i...
Gecesi uzun olur,  yıldızı düşer karanlığın içine,
Sabahı sabır doğurur; bekler sadık olan seni.

 

Bu yol alkış kaldırmaz, susarak yürür eren,
Söz değil hâl konuşur, ateşten geçer başı veren.
Kapılar yüzüne kapanır, dost bile susar bazen...
Sadâkat diz çöktürür; eğilir kibirlenen.

 

Çile, bu yolun ekmeği; gözyaşı tuzu olur,
Her kayıp bir soyunmadır, kalp kendini bulur.
Dünya bir gölge gibi geçer omzunun üzerinden
Sadık olan ardına bakmaz, yürür ve yol olur.

 

Nice heves gelir kapıya, ilk rüzgârda savrulur...
Nice yemin dillerde yanar, imtihanda kavrulur.
Bu meydan yarım sevdayı bir adım taşımaz,
Ya bütünüyle verirsin canı, ya gönlün yorulur...

 

Ey gönül, eğer gireceksen bu ateşli meydâna,
Gayreti kuşan! Yüz sür hakikat eşiğinden yana.
Dönmek kolaydır elbet; zor olan sabırla kalmak,
Sadâkat mühürdür kalpte, kor, ateşten yana yana...

 

Biz dedik: “Can da Senin, yol da Senin ey Yâr,”
Kahrın da lütuf bize, çilende var bahâr.
Düşsek de kalkarız yine aynı and ile,
Ölsek de dönmeyiz; sözümüz var, ahdimiz var.

 

 

Aykut TOSUN 
(Fakir)

bottom of page