
SOFRANIN SON LOKMASI
Bir sofraya oturduk, ne yemek ne aş kaldı,
Gönül kadeh sundukça dilde ne telaş kaldı.
“Ben geldim” diyenler de bir bir eridi gitti,
Kapıda kul görünenin içinde sırdaş kaldı.
Biz sanmıştık yol uzun, menzil uzak, gece çok,
Meğer yolcu da O imiş, yol da O, menzil de yok.
Bir adım attık Hakk’a, bin perde düştü yerden,
Aradığımız ne imiş? Arayan biz değilmiş çok.
Dostlar “himaye” dedi, biz sustuk, söz Hakk’ın,
Kulun himayesi nedir, himaye sahibi Hakk’ın.
Bir gölgeye sığınan güneşi nasıl anlatır?
Biz yalnızca kapıdayız, sahibi O dergâhın.
Dervişlik bir libas değil, giyip çıkarmak değil,
Bir isim ile anılmak, bir makam almak değil.
Derviş odur ki “ben”ini ateşe teslim eder,
Kendi varlığını görmez, Hakk’tan ayrı bakmaz dil.
Aşk dediler, aşk nedir? Bir ateş ki kül eder,
Kül ettiği ne varsa rahmet olup gül eder.
Bir can “Ben sana geldim” dediği dem bilmez mi?
Gelen aslında O’dur, O kendine kul eder.
Ne biz size sahibiz, ne siz bize mülk oldunuz,
Birlikte aynı sırrın eşiğinde kul olduk.
Siz “şükür” dedikçe biz “hamd” eyledik sessizce,
Bir lokmada bin mânâ, bir sofrada yol olduk.
Öyleyse teşekkürler de sofrada kalmasın,
Her teşekkür sahibini bulsun, bize ulaşmasın.
Bizden bir hayır gördüyseniz, onu bize vermeyin;
Kuldan görünen hayrın sahibi kulda durmasın.
Bu gece kebap pişti, zehri de panzehri de;
Nefis bir yana düştü, aşk kaldı mahşeri de.
Son lokmayı yerken hep bir hakikati bilin:
Sofrayı kuran O’dur, yiyen O, aşçı O, nimet O.
Şimdi sofrayı kaldıralım, sükût ile dağılalım,
Kimse kimden üstün değil, hep birlikte Hakk’a varalım.
Bir canın gönlünde aşk uyandırabildiysek eğer,
Bize düşen yalnız şudur:
“Hamd edelim, susalım.”
05.10.2026
Aykut TOSUN
